Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

turkflag.gif (8638 bytes)

www.vizyon2000.s5.com

Home


      İnsanların karşısına 'eksikleriniz' için duyduğumuz endişelerle çıkmayın. Hiç kimse kendisini   benimsememiş, kendisinden rahatsızlık duyan, bu rahatsızlığını dışa vuran, kendine karşı sevgisizliği yüzünden okunan, gözünde konuşturan,  varlığının bir tarafını telaş içinde     -hem de gözler önünde-silmeye çalışan birisi kadar etkisiz olamaz. Zavallı bir görüntüdür bu.

      Atmosferdeki oksijen iç dengemizden ileri gelir İç dengemizi sağlayan şartların en önemlilerinden birisi kendinizi benimsemenizdir. İç dengeniz bozuksa yeterli oksijen üretilemeyeceğinden, atmosferimize girenler hava alamazlar... boğulurlar. Rahat nefes alamayan birisinin yanında rahat nefes alabilmek mümkün mü?

      Başkaları ile birlikte yaşama yollarını araştırırken kendimizle birlikte yaşama yollarını da araştırmaktan geri kalmamalıyız. Başkalarına gösterdiğimiz tahammülü kendimize de göstermeliyiz. Bunu yaparken, daha kamil bir nıktaya doğru yol almak mümkün ve üstelik daha kolaydır. Yeter ki kendinize düşman olmayın, kendinize hakaret etmeyin. Silmeniz gereken hatalarınız, eksiklerinizdir; siz değilsiniz.

       Bir rahatsızlık, hastalık varsa bunların bizi alt üst etmesine izin vermeyelim. Yanıbaşımızda nefes alamalarına hoşgörülü davranalım. Ancak tedavi imkanlarını da sonuna kadar kullanalım.

    2.     Ruhunuzu, Ait Olduğu Yerin Zevklerinden Mahrum Etmeyin                    ABD'li   psikoterapist Brad Blanton pek çok kişinin yalan ile vücudun durumu arasında bir ilgi kuramadığını, küçük yalanlarının birikitirilmesinini sağlık problemleri doğurduğunu ve bunu düşünülenden daha önemli oldğununu ifade ediyor.Niçin? Çünkü o yalanlar birikip, ikinci bir 'ben' olarak insanın yanıbaşında dikiliyor ve bu iki başlılık dengeyi alt üst ediyor. Yalnız yalan değil, mesela başkaları hakkında fevkalade üzülecekleri şekilde yapılan konuşmalar da zamanla insanda taşınamaz bir yük oluşturmaktadır.

                  İç dengeyi sağlamanın, en berrak görüntüyü elde etmenin en iyi yolu, Dr. Haluk Nurbaki'nin deyimi ile ruhu ait olduğu  yerin zevklerinden mahrum etmemektir. Halbuki yalan, lüzumsuz konuşmak, başkalarını çekiştirmek, onların ayıpları kusurları ile anmak, ruha ait olmayan pislikleri ona tıkıştırmaktır. İnsan sadece midesine gönderdiği bozuk  yiyeceklerle değil, ruhuna gönderdiği pisliklerle de zehirlenir. İlki onu hastanelik ederken, ikincisi, için için yanan ateş koruna dönüştürür.     

                  İnsanın kendisine olan saygısını kurutarak manevi iskeletini çökelten yalanın toplumsal yapıyı nasıl kargaşaya ittiğine de dikkat etmeliyiz. Her biri farklı boyutlarda yalancılık olan riyakarlık, dalkavukluk, nifak  gibi darbeler; hakları, hak sahibi olmayanlara dağıtır, insanları birbirine düşürür, başkalarına ait olan ilgiyi, saygıyı ve görevleri gasbeder. Yalnız insanda biriken yalanlar değil, toplumda biriken yalanlar da zehirleyicidir.

                İç dengesinin bozulmamasını isteyenler, her türlü negatif birikimden sakınmalıdır. Görünürde 'bir aksaklık yok' izlenimi alınsa bile, negatif birikim saklayan her yapı , her an toz haline gelebilir.

       3.     İç Tenimizi Asalaklarını Öldürdükçe Diriliriz                                 

           Nietzche 'Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurumda sana bakar' diyordu. Karanlığın      çekim gücü yüksektir. Ona uzun uzn bakmaya gelmez. Kötümserlikte işte bu karanlığın içine bakıp kalmaktır. 

            Lokman Hekim oğluna şöyle bir nasihat veriyordu: 'İki şeyi hemen unut ; yaptığın iyiliği, sana yapılan kötülüğü.. 'İki şeyi hiç unutma:ALLAH'ı ve ölümü'.

              İçimizdeki ışıklar alabildiğince parlamalıdır. İçimizde sönen her ışıkla birlikte biraz daha kararırız.Aydınlığımız içerdeki ışıklardan gelir. Onları bizden başka hiç kimse söndüremez.Kötü düşünceler zift gibi iner o ışıkların üzerine. Yaptığın iyiliği unut ki iyilik yaşasın; sana yapılan kötülüğü unut ki kötülük ölsün.  

              Dar düşüncelerin yuvası dar yaşantılar azdırır; kötülenmeleri, kötülemeleri... Büyük anlamlı yolculuklarda, geniş mi geniş mekânlarda kötülük duyguların yeri  yoktur, zamanı yoktur, mecâli yoktur. Dağın zirvesine ulaşmak is teyenler yol üzerinedeki böceklerle uğraşmazlar.

               Kin , nefret, korku, haset, kibir gibi kötü duyguların yaşamasına izin vermek, beş para etmeyecek hurdayı bir hayat pahasına satın alıp bir de başında beklemeye benzer. Daima diri, daima temiz, daima ümitli, daima cesur  ve aydınlık olmak, içimizde hurda taşımamakla mümkün olur. Aksamadan, çarpmadan, yalpalamadan yürüyebileceğimiz sağlam ve tam dengeyi içimize en ufak bir kötü duygunun bile sızmasını önleyerek sağlayabiliriz.         

      4.     Sesiniz, İnanmaya Başladıktan Sonra Yükselir           

               'Kendime güvenim yok'  şikayeti de az duyulan bir şikayet değil. Hayatta karşılacağımız güçlüklerle baş edebilmek için önce hayata ve insanlara karşı bir bakış açımız, bir felsefemiz olmalıdır. İnsanların sesi ancak bir şeye inandıktan sonra yükselmeye başlar. Hayata karşı bakış açımız belli  bir sağlamlığa  ulaştığında yeteneklerinize daha yakından bakar, onlarla  daha çok ilgilenir, onları daha rahat öne sürebiliriz. bazı lanlarda güçlemnmiş olan insan  ifade güçlüğü çekmeyektir. Kendine karşı güvensizlik duyanların çoğu, güçlendirilmeye müsait yönlerini başı boş  bırakanlardır.

                Hayat, duygularımızı kontrol etmekle ve onları yerine göre sınırlayıp yerine göre serbest bırakmakla geçecektir. Hayata karşı bir bakış açısı oluşturmayanların, durdukları yeri belirlemeyenlerin bunu başarabilmeleri mümkün olamaz.

                Bir insanın, diğer insanlar karşısında kendisini savunmasız hissetmesinde, aşırı derece heyecanlanmasında, kendi konumunu küçümsemesinin büyük payı vardır. Bilinmelidir ki her insan aynı derecede değildir ve  herşeyden önce 'insan' olarak en büyük konuma sahiptir. İnsan olma onuru,  her zorluğa yenecek güçtedir. Önünde eğilinmesi gereken birşey varsa o da insan olma onurudur.  Bunu anlamayan insanların karşısında duyacağımız aşırı heyecan, insan olmanın anlamına karşılık büyük haksızlık olacaktır. Heyecanların, eksiklerin, yanlışlıkların arkasındaki insanı, yüce varlığı yaratılanların en şereflisini göremeyenlerin hakkınızdaki kanaatlerine değer vermeye kalkışmak saçmalıktır.

              Söz almaktan ve konuşmaktan korkanlar, bunu yapmak mecburiyetinde kaldıklarında adrenalin dalgalarında çırpınanlar, her teşebüslerini  bir deney olarak görüp ısrarla yeniden denemelidirler. Kendinizi zorlamadan hiçbir konuda başarılı olamazsınız.Ve yüzme denizde öğrenilir, karada değil; suya atlamalısınız

        5.     Güzelliğini Haykıran Birisini Çirkin Görünmekten Ne Kurtarabilir ?

           Sade bir çiçektir papatya. Bahar geldiğinde o da ardı sıra kırlarda, yol kenarlarında nazlamadan çıkar. Az bulunur bir çiçek değildir papatya. Saf, küçük bir tebessümle bakar yüzünüze. Yine de size büyük mutluluklar verir. Sizi çağırır, sizi etkiler. Çünkü olanca sadeliğine ve çok olmasına rağmen kendinden memnundur. Çok daha renkli,   az bulunur; boylu iri yapraklı çiçekler arasında hiç de küskün, boynu bükük durmaz. Kendinden o kadar emin, var  olmaktan o kadar mutludur ki bütün bir baharın sevincini tek başına yaşatabilir size.

             Papatya, çirkin ve lüzumsuz bir çiçek olduğuna inansaydı, o sade ve saf hali ile var olamaz, bizi bu kadar etkileyemez, küüçücük  boyu ve yaprakları ile bahara doyuramazdı bizi..

            Sizi çirkin gösterecek olan çirkin olmanız değil, güzellik-çirkinlik konusundaki kabulerinizdir. Güzelliğin çok önemli olduğuna inanan fakat kendisini çirkin olarak düşünen birisi, olduğundan daha çirkin görünür. Güzeller güzeli kimdir? Güzelliğin aslında çok önemli olmadığına inanan güzeldir. O, olduğundan daha güzel görünür.   

          Düşünceleriniz güzelse, güzel görünürsünüz. Kendinize karşı ilginiz olumluysa pozitif, olumsuzsa negatif ilgi çekersiniz. Güzelliğini haykıran birini çirkin görünmekten kim kurtarabilir? 

          Görüntümüzü oluşturacak olan, sahip olduğumuz özellikler hakkındaki düşüncelerimiz, o özelliklerin insan hayattındaki yerine biçtiğimiz değerlerdir. Yeterince güzel olmadığını düşünerek bundan rahatsızlık duyan bir insan, güzelliğin belirleyici olduğuna inanan düşünceye mağlup olmuştur. Başka insanların önyargılarına boyun eğmekten daha büyük bir mağlubiyet düşünülemez.   

          İnsanlar bizi düşüncelerimizin aksettiği bir aynada izliyorlar. Kendimizi nasıl gördüğümüz bu noktada önemlidir. Çünkü bu başkalarının, bize bakışına yansır. tabii ki sadece kendimize bakışımız değil, herşeye bakışımız.... gördüklerimiz... oradan aldıklarımız ve reddettiklerimiz bize  olan bakış açısına yansır.

           Düşüncelerimiz sırf dayandığı zeminin olumsuzluğu yüzünden rahatsız edici bulunabilir. Tabii ki görüntünüzde....             

           Siz herkesi sevmeye çalışın; ama herkesten sevgi beklemeyin. Sizi sevmeyecek ya da sevemeyecek birileri mutlaka bulunacaktır. Siz bu sevgisizliklerde kaybolmayın. Çalınan her kapı açılmayabilir. Belki de içeride kimse yoktur.... İçinde kimsenin olmadığı kapıda öylece kalıp duracak mısınız? Orada geçireceğiniz zamanı size açılan kapılaa, sevenlerinize ayırın. Dostluklarınızı, sevgilerinizi derinleştirin., olgunlaştırın.

          Ancak sevilmemeniz, hakkınızdaki yanlış hükümler yüzünden ise, bunu düzeltmek için gerektiği kadar çaba gösterin. Hakkınızda yanlış hükümlerin birikmesine izin  vermeyin.Daima kazana bileceklerini kazanmaya çalışın.  Fakat olumlu yaklaşımlarınıza cevap alamadığınızı kesinlikle anladığınızda, derhal kazandıklarınıza dönün. Zaten siz insanları gerçak bir derinlikle sevdiğinizde , onların sizi sevmemelerinin bir önemi olmayacaktır. 

        6.    Hayatı Yönlendirenler Ona İçtenlikle Katılanlardır

            Gerçekte hayatı yönlendirenler, değişterenler, sürükleyenler onu içtenlikle yaşayanlar ve onu içtenlikle katılanlardır.

            Mutsuzluk  veya başarısızlık tohumlarının başında hareketsizlik geliyor. İnancı teşebüse çevirememek gerek fert,  gerekse toplum çapında yaşama seviyesini aşağılarda tutmakta..

           İnanç, hayatın içinde bütün canlılığı ile dolaşmalı,  gerçekte inamanın aynı zamanda harekete geçmek ve uygulamaya girişmek olduğu çok iyi bilinmelidir.  

           Araştırmacı psikiyatrist Henry C. Link'e göre bencil insan, enerjisini biriktirip sonunda da bu fazlalıktan rahatsız olan kişidir. halbuki dışa dönük insan enerjisini birçok yönde bol bol harcar, bundan dolayı da geriye kalan az enerjinin tatminsizlikten dolayı içini kemirmesini önler.

          İçe dönük kişi kendini başkaları ile tanısma sıkıntısına sokmaktan kaçınır, dışa dönük ise onlrla tanışmak için fırsat arar. İçe dönük olan, klüp ve komitelerin istek ve mecburiyetlerinden yakayı sıyırmaya bakar, dışa dönük olan ise bunları kabullenir.

           Duygusal çatışmaları çözmenin en çabuk ve kolay yolu kişinin onları yapan sebeplerden kaçması, çavresini daraltmasıdır. Böyle bir çözüm yolu geçici olamaya mahkumdur ve sonucu kişinin daha da çekingen hale gelmesidir.

           Basit bir gözlem bile dışa dönük insanların, problemlerini çözerken daha çeşitli ve etkili yardımcılar bulabildiklerini gösterir. Onlar dışarıya açılım halinde olduklarından birçok imkanla karşılaşabilirler. Onları bir yönden de kendilerini gizlemeyen insanlar olarak tanımlayabiliriz. Kendilerini gizlemedikleri için görülmeleri kolay olur. Kendimizi açılayabilmemizin bir yoludur dışa dönüklük. Olaylarla ve insanlarla yüzyüze gelmektemn kaçınmak bizi belki bir müddet mutlu olabileceğimiz dar  bir mekana hapsedecek; fakat o dar mekan sonunda zindana dönüşecektir. İnsan için hazrlanmış bütün maddi  ve manevi imkanlardan en iyi şekilde fayda- lanabilmek için dışa dönük olmak gerekir. Yalnızca bir ağacın altında yaşayanların kullanabilecekleri imkanlar o ağaçala sınırlıdır. dışa dönük olmanın gereğine inanan herkes, bu inancındaki gerçeklik oranında, kendisini zorlayarak, çaba sarfederek, terleyerek dışa dönük bir duruş elde edebilir.  

        7.    Gerçekten İsterseniz Muhteşem Bir Güç Haline Gelebilirsiniz

             Toplum içindeki yerimizi büyük ölçüde kendi üzerinizdeki çabalarınız belirler. Kendimizle ilgilendikçe, uğraştıkça, kendi üzerimizde çalıştıkça 'görüntümüz' değişecektir.

             Kazandığımız her güzel davranış, faydalı beceri, farklı bakış açısı bizi biraz daha netleştiriken, bunlardan kaybettiklerimiz oranında da siliniriz. Yine edindiğimiz kötü alışkanlıklar varlığımızı tehlikeye sokmaya başlar. Bu kötü alışkanlıkları terkederek, olumsuz davranış ve düşüncelerden kurtularak varlığımızı yeniden imar edebiliriz. Kazandıklarımız ya da kaybettiklrimiz olumlu-olumsuz yerimizi derece derece değiştirir, bizi yeni durumlara, yeni konumlara götürür. Bunun için bizi önemli bir görev bekliyor. Bu da kendimizi zorlamak tabii ki. Ancak bu şekilde, gerekli olanları kazanabilir, gereksiz olanlardan kurtulabiliriz.

            Öncelikli olarak, kendimiz zorlama şuuruna sahip olmanız ve kendinizi zorlama durumuna getirmenizdir.Çünlü hiçbir şey varlığınıza kendiliğinden eksilmez.'Yapamıyorum' diyenlerin çoğu kendilerini yeterince zorlamayanlardır.

             Kendinize sözünüzü dinletebildiğiniz sürece herşeyi kontrol edebilirsiniz.'Zorlama şuuru' bunun  için önemlidir. 'Yapamam' diyenler aslında 'kendimi zorlayamam' demekte. Gerçekte böyleleri bazı zahmetlere giremediklerini görecekler.

            Kendiniz üzerinde çaba sarfettikçe, kendinizi zorladıkça istediğimiz herşeyi varlığınıza katabileceksiniz. Bu çaba ve zorlama olmadan kategorinizi değiştiremezsiniz. Kazanmak için, değişim için kendiniz zorlayın. Bunda devamlılığı sağlayabilirseniz, eminim ki olumlu sonuçlara ulaşabilirsiniz. pe02084a.gif (2160 bytes)

    8.   Yeni Ortamlara Uyum Sağlayabiliyor musunuz? 

          Başarılı ve mutlu olabilmek için, yeni ortamlara uyum sağlayabilmek gerekir. Uyum, sadece biyolojik değil, sosyal anlamda da yaşama şartlarından biridir. Ancak yeni şartlara uyum sağlamakla ne anladığınız çok önemli.Uyum sağlamak o şartlara teslim olmak değil, tam tersi o şartları teslim almaktır. Bu fark unutulduğunda, başkalaşma sözkonusu olur.

         Hedefinize ulaşırken, yeni ortamlara uyumdan söz etmemiz için, o şartlarla birlikte eski hızınızdan  hiçbir şey kaybetmemiş hatta daha hızlı ilerleyebiliyor olmanız gerekmekte. ilerleme yoksa, o zaman uyum sağlamış değil, o şartlarla birlikte yaşamayı kabul etmiş oluyorsunuz demektir. Uyum, şartlara boyun eğmek ve duraklamak  değil; değişen şartlar altında harekete devam edebilme kabiliyetidir. İlki teslim olmak, ikincisi teslim teslim almaktır. Yeni şartlara uyum, bir amaç değil, araçtır.     

         9.  Birikimleriniz Sağlam mı?

          Yanlışlarınızı, hatalarınızı, eksiklerinizi fark edip gösterebilmalisiniz. Ama önemli olan hem de çok önemli olan, bunu yaparken size olan inancı, saygıyı sarsmadan yapabilmeniz. bu çok büyük bir olgunluk noktasıdır ve ancak sağlam bir iradenin toplayıp derlediği sağlam bir birikimle gerçekleşebilir.   Bir örnek;

         Çok iyi bir matematik öğretmeni ders sırasında bütün sınıfın gözü çözülmekte olan problemde iken geriye dönüp, 'Çocuklar, yanlış çözdüm, baştan alıyorum' dediğinde kendisine olan güven ve hayranlık, eksilmek yerine daha da artar. Hatalı çözümleri ve zor problemlerden sürekli kaçan bir matematik öğretmenin aynı cümleyi söylediğinde, bu öğretmenlik fonksiyonun biraz daha azalmasına sebep olur. Hakkındaki   olumsuz fikirler daha da pekişmiş olur.

         Burada birikimlerin sağlamlığı çok önemli. Birikim sağlamsa, küçük duraklamalar, zararlar, yanılmalar kazanca dönüşerek birikime eklenirler.

      Bir işe, onunla iligili bir hatanızı size olan güveni sarsmayacak şekilde ortaya koyabildiğiniz- de, artık bütün engeller, bütün muhalefetler, bütün zorluklar sizden yana olurlar. O noktadan sonra her engel size yeni bir işaret olur.

        Sağlam birikimin kaynakları ise; işinize olan sevginiz, çalışma gücünüz ve kararlı tutumunuzdur. Tabii bir de gerçekten samimiyetiniz.

   10.  Cesaret Tek Başına Güç Olabilir mi? 

        Cesaret zor durumda doğru olanın yapılmasıdır. Bu tanım etkileyicidir. peki aynı şekilde cesur kişinin aynı doğru hareketi, niçin aynı neticeyi vermez ? Çünkü cesaret her meseleyi  tek başına halleden bir güç değildir. cesaret öncesi ve sonrası ile iyi düzenlenmesi, dikkatle örülmesi, özenle hazırlanması gereken bir yapıdır. Mesela;

        Mesafe fazla, deniz dalgalı, kara uzak; fakat gemideki şartlar denize atlamanızı gerektiriyor. Bunun için cesaretiniz var, atlıyorsunuz. Ama yüzme bilmiyorsunuz...Bu durumda denizde  işiniz çok zor. Ya da iyi yüzme biliyorsunuz ama denize atlayacak cesaretiniz yok. Gemide işiniz çok zor. Her iki halde de gemideki aşartlar aleyhinize işleyecektir. cesaret tek başına hiçbir şeye anlam katmayan, katılmadığı herşeyi de anlamsız bırakan bir 'güç'tür. Cesarete, önceki şartları denetledikten sonra, şimdiki şartları denetleyerek bir sonraki şartları kontrol etmek için ihtiyacımız var.

         Cesur olmanızı destekleyecek şartlar vardır. Meselâ bilgi, tecrübe, büyük sorumluluk duygusu. Bu şartlardaki denetimsizlik, olmamız gerektiği kadar cesur olmamızı engeller.

         Kişisel projelerimizin gerçekleşmesi için kullanacağımız bütün sosyal vasıtaların, bütün ruhsal vasıtaların, bütün güçlerin, özenle işlenmiş, emek verilerek hazırlanmış olması şarttır.

         Her ne kadar hoşumuza giden tesadüflerin şans olarak tanımlanması yaygınsa da, işte şans budur.   

      11.  Kendinize Güvenin   

           Kendine güven duymak, insanın önemli iç desteklerinden biridir. Kendine güveni olmayan bir insan şartların çok elverişli fırsatları kaçırıken, kendine güven duyan bir insan, çok olumsuz şartlarda bile büyük başarılar elde edilir.

           Kendine güvenin arkasında ne vardır? Önce iyi bir hazırlık. Çalışma ile geçirilmiş aylar, yıllar. Dikkatle   sürdürülmüş gözlemler. Küçük de olsalar ifade ve teşebbüs imakanı veren her fırsatın değerlendirilmesi ile kazanılmış tecrübeler. Böylesi bir hazırlık 'Her ihtimale hazırım' olgunluğunu kazandıracağından, korkular en aza iner ya da tamamen kaybolur. Artık insanlar kendilerine engel olmazlar. 

       12.  Çok Güzel Konuştu Ama Bilgisizdi ve Yıkıldı 

           Tembelliğin olduğu yerde bilgi olmaz. Bilginin olmadığı yerde